Aşk Üzerine…

Aşk Üzerine…

“Aşk imiş her ne var ise âlemde/
İlim bir kil-u kal(*) imiş ancak”
Fuzuli

Yarın “14 Şubat Sevgililer Günü”!
Temel soru şu: Duygulara seslenen “aşk” ile maddi temelli “ekonomi” arasında bir bağ kurulabilir mi? Bireysel ve sosyal yaşam arasındaki yaşamsal dengede “aşk” nerede? Duyguların metalaşması ne zaman söz konusudur?

1. İnsan fizyolojisine ilişkin 19.yy.dan sonraki gelişmeler, ekonomi biliminde bireyin öne çıkmasında büyük katkı sağlamıştır: Birey “haz”la yaşamayı seçerken, “elem”den kaçar. Bireyin tüm iktisadi tercihleri kendisine haz verecek niteliktedir. Bu “haz-elem felsefesi”, günümüzde iktisadi davranışın temeli kabul edilir. Bireyin tüm iktisadi faaliyetini bu eksende sürdürdüğü varsayılır. Oysa “aşk” “haz” beklentisi ile “elem”de yaşama riskini hep taşır.

2. Bireyin iktisadi davranışlarının ana dürtüsü haz sağlamak iken, aşkın ana dürtüsü farklılaşır. Aşk özünde duygusal tatmin iken, ifade edilişi çok ve çeşitli olabilir: Aşk, kimileri için tüm yaşamınca hiç açmamış bir kaktüs, kimileri için dört mevsim gonca gül, kimileri için farklı baharlardır. Aşkın objesi de bedensel (insan), nesnel (doğa) ve tinsel (inanç) olabilir. İslam kültürü, “gerçek aşk” olarak tanımlanan Tanrısal aşkı yüceltir. Yunus ise “Yaratılmışı severiz / yaratandan ötürü” diyerek aşkı yeryüzüne indirir. Mevla’ya varmak için Leyla’dan vazgeçmek mi gerekir, sorusu akılda kalır.

3. İnsan maddesel olduğu kadar duygusaldır. Mutsuzluk, tatmin edilmemiş duyguların ürünüdür. Aşk duygusu, heyecanı/ acısı/ coşkusu/ sevinci ile bir bütün olarak yaşama sevincini anlamlı kılar. Ve bireyin başına gelebilecek en güzel şeylerden biridir. Aşk güçtür, aşkın acısı bile mutluluktur.

4. Temel olarak “üretmek/ bölüşmek/ tüketmek” üzerine kurgulanmış olan ekonomi bilimi, dönemsel üretim biçimlerini de açıklamak zorundadır: Günümüz kapitalist üretim biçimi, her şeyi metalaştırmaktadır. Kapitalizmin doğası budur! İnsana ilişkin her şeyi/ duyguları metalaştırıp satılabilir duruma getirmektedir piyasalar… İnsan sıcaklığını unutturan gündelik telaş, aşkı da duyguyu da satın alınan mala indirgemektedir. Tüm “özel gün”lerde bir “insani değer” pazarlanmaktadır. “14 Şubat”ta da “aşk” pazarlanıyor. Niçin “sevgi günü”, “aşk günü” değil de, birbirlerine “mal ya da hizmet” “satın alacak” sevgili “kişi”ler günü olduğu düşünülmelidir!

5. Yürekteki/ akıldaki “aşk” eldeki paradan daha değerlidir… Satılan/ satın alınan aşk çıkarla örüşür, damaktaki tadı yürekteki adı lekelenir… Sevgiliye armağan her daim alınabilir… İş, akılda kaygısız sıcak tutabilmekte aşkı… En güzel armağan sevginin sıcaklığıdır. Sarılıp dokunmaktan daha güzel armağan ne olabilir? Öpün, O’nu, mutlu kalın…

________________________

(*) kil-u kal: dedikodu