Başkanlık Talebi Üzerine – II

Başkanlık Talebi Üzerine – II

“Üç koyunu güdeme”
Halk deyimi

1.6.2012 günlü yazımdan devamla…
Temel soru şu : Türkiye’de “Başkanlık Sistemi‘nin anlamı nedir? Uygulama hangi olumsuz sonuçları doğuracaktır? “Demokrasi” ve “başkanlık sistemi” Türkiye’de ne kadar uyumlu işleyecektir? Bir tercihle mi karşı karşıyayız?

1. Türkiye’de “başkanlık” sistemi teknik ve hukuki ayrıntıların dışında ve onlardan bağımsız olarak sosyoloji / demokrasi / ekonomi başlıklarında ve bir bütün olarak incelenmelidir. Eğer bu üç başlıktaki temel anlayış gözardı edilirse, konu tam ve doğru anlaşılmayacak, yanlış sonuçlara götürecektir.

2. Tüm Cumhuriyet tarihi boyunca yalnızca iki siyasi lider “Başkanlık” talebinde bulunmuştur: T. Özal ve R. T. Erdoğan. İkisi de Hükümet’te “başbakanlık” görevlerinin nihai anlamda sonlandığını düşündükleri dönemde, hükmetme güçlerini geliştirerek daha üst noktada yönetme isteklerini kamuoyuna tartıştırmışlardır. Birinci tespit, sorunun bir ülkesel/ yönetimsel zorunluluktan değil, iki parti başkanının kişisel taleplerinden doğduğudur.

3. Sosyolojik olarak bir toplumda kişiler, “birey olabilme” ve “yurttaşlık hakkı” bilincine yeterince sahip değillerse, o toplumda yönetme erkinin demokratlığından söz edilemez! Cumhuriyet Aydınlanması Türkiye’de “birey/yurttaş bilinci” yaratma ve “ulus” devlet olma projesidir. Yazık ki tarihi/ ekonomik/ sosyolojik koşullar nedeniyle sanayileşmesini 20.yy.ın sonunda gerçekleşebilmiş Türkiye’de, ulus devlet içinde bu bilinç yeterince oturtulamamıştır.

Ortalama öğrenimi ilkokul olmayan bir toplumda, altı yüzyıllık teba-kullardan birey ve yurttaş bilinci yaratılamamıştır. Dar kalıplarda diğerini “ötekileştiren”, hoşgörü ve toleransı zayıf, kendisini ancak kitle içinde ifade edebilen kişiler çoğunluktadır. Merak- kuşku-sorgulama-araştırma-analiz etme yetileri geliştirilmemiş bir toplum söz konusudur. Çoğunluk imana ve ikna edilmeye hazır kişilerdir.

Bu sosyolojik malzeme ile temel insan/ birey/ yurttaş haklarına sahip çıkacak ve denetleyecek ulus beklemek hayaldir. Gerçek demokrat parlamentosunu çalıştıramayan toplumda, “Başkanlık” kolaylıkla diktatoryal baskıcılığa kayabilir.

4. Demokrasi, bireysel hakların genişletildiği, sınıfsal çıkarların eşit kullanılabildiği, güçler ayrımının yaygınlaştırıldığı, bağımsız ya da özerk kurumların hükümet erkinden ayrı çalıştığı, keyfiyetten uzak, bir kurallar ve özgürlükler bütünü olan parlamenter rejim değil midir?

Kadınların bedenine, sanata, ifade özgürlüğüne, üniversite özerkliğine, siyasallaşmış hukuka, yazılı/görsel basını kontrole ve bilgi kirliliği yaratmaya, çoğunluk baskısına, kendi görüşü dışında her şeyi ideolojik bulan ideolojik dayatmaya, eleştiriye tahammülsüzlüğe, tek tip yaşam kültürüne, ülke yönetmekle koyun gütmeyi ayırmayan anlayışa, … hevesli bir yönetimde demokrasi olamaz!
Bu gün bunların ne kadarının ülkede varlığına gönül rahatlığıyla hayır denebilir?
Demokrasiyi içselleştirememiş yönetenlerin ve yönetilenlerin olduğu yerde “Başkanlık” kolaylıkla diktatoryal baskıcılığa kayabilir.

(Devam edeceğim)…