Bir Işığın Penceresinden

Bir Işığın Penceresinden

“Uyur idik uyardılar/ Diriye saydılar bizi/…/
Her çiçekten bal eyledik/ Arıya saydılar bizi/…/”

Pir Sultan Abdal

17 Nisan”ların ışığını yakanların aziz anısına…
Temel soru şu: Toplumun aydınlanmasında, aklın sorgulamasında nasıl bir pencere açılmalıdır? Umarsızlık ve bedavacılık cehaletle birleşince, toplumun aymazlığı kendi geleceğini karartmaya yönelmez mi? Günü kurtarmanın geçiciliği, geleceğin sıkıntısına gebe kalmaz mı? Bu kısır döngü nasıl aşılmalıdır? Temel dönüşüm ne olmalıdır?

1. Tarih, toplumların gelişiminde durağanlıkla devingenlik arasındaki süregelen çatışmaları açıklar. Eğer ekonomik yapıda bir dönüşüm olmazsa, ekonomik yapıyı dönüştürecek iç ve dış dinamikler çalışmazsa, toplum gelişemez. Toplumun gelişimi için iktisadi yapının değişmesi gerekir, ister içerden kendiliğinden (evrimsel) dönüşümle, ister dışarıdan (devrimsel) yapılan müdahalelerle…

2. Anadolu’da yaklaşık altı bin yıldır kırsal kesimde yaşayanlar, konar-göçerlerin dolaşımında hayvancılık, öküzün ve karasabanın gerisinde tarımcılık dışında bir şey bilmemekteydiler. Durgun ve gelişime kapalıydılar. Osmanlının savaş cephelerinde şehit düşmenin dışında toplumsal ve iktisadi yaşamlarını hiç değiştirmemişlerdi. Genç Cumhuriyet’in devraldığı beşeri sermaye, %95’i okuma yazma bilmez, yüzde 80’i köylerde yaşayan nüfustur.

3. Cumhuriyet’in “Anadolu Aydınlanması”nda nüfusun beşte dördünün yaşadığı kırsal kesimin gelişimi nasıl sağlanacaktı? Asırlarca uyuyan köylülerin iktisadi ve sosyal yapıları nasıl çağdaşlığa dönüştürülecekti? Okur-yazar, tarımını/ hayvancılığını çeşitlendirip zenginleştirmiş, üretimi ve verimi anlamış, yüzü uygarlığa dönük köylü toplumu yaratmakla! İşte “üreterek öğrenme”ye dayalı “Köy Enstitüleri” bunu başaran özgün bir modeldir.

4. CHP’nin 1935’teki IV. Kurultay’ında alınan kararla kırsal kalkınmaya dönük, çavuş/onbaşı olan gençlerin köylerde “eğitmen” yapılmasının gelişimi, 17 Nisan 1940’ta “Köy Enstitüleri”nin kurulmasıyla Anadolu’ya “ışık” yayılmasını sağlamıştır. 21 Bölgede 1940-1946 döneminde Enstitüler’de 15.000 dönüm tarla, 1.200 dönüm bağ, 150 büyük inşaat, amaçlara uygun binalar, 12 elektrik santralı, 100 km. yol yapılmış, 750.000 fidan dikilmiştir. Kapatıldığı 1954 yılına kadar 17.251 köy öğretmeni, çok sayıda tarım ve sağlık memuru yetiştirilmiştir.

5. Köy Enstitüleri ile “bilmeyen ve siyasi/iktisadi kudret sahiplerinin elinde ortaçağ düzeninde yaşayan, üstelik bu yaşama duyarsız ve kayıtsız kalan” köylüyü; ekonomik yapısı gelişmiş, bilen “yurttaş” yapma hamlesi başlamıştır. Güç sahiplerine göre sorun da buradadır: “1946 Toprak Reformu”na karşı çıkan iki toprak ağası (Adnan Menderes ve Emin Sazak) ve paydaşları Anadolu’yu aydınlatan bu “IŞIK”ı karartmak için uğraştılar! Tarlada kızıyla çalışan, Kabe’de kadınıyla birlikte tavaf edenler, kafaların aydınlanmasına küfretmekteydiler… E. Sazak’ın Bütçe Görüşmeleri’nde “Köylere giden Enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar” demesi işin özüdür.

6. ÜRETEREK ÖĞRETEMEZSENİZ, TÜKETEREK ÖĞRENEMEZLER…