Değişimi Anlamak

Değişimi Anlamak

“Gün kana benziyor/ Yaralı cana benziyor/..”
N.R. Efe/ Sadettin Kaynak

Temel soru şu: Türkiye’de bir değişim yaşanıyor mu? Değişimin dinamikleri nelerdir? Yaşanan değişim ne yönde, nasıl gelişiyor? Ekonomik ve toplumsal yaşamdaki temel farklar nerelerde belirginleşiyor?

1. Diyalektiğin “hareket” yasasına göre “her şey değişim halindedir”. Toplumlar sahip oldukları üretim güçlerinin niteliklerine (insan gücünün niteliği, sermaye birikimi, teknolojisi, doğal kaynakları, tarihsel yapısı) göre değişir. Her toplum içinde “bütünlüğü”nü sağlayan zıtlıklarını da barındırır. Toplumun kendi iç çelişkileri gelişmenin de dinamiğini verir. İktisaden güçlenebilen zayıf halka (antitez) nicel (sayısal) çoğunluğa ulaşınca, nitel (nitelik) değişim gerçekleşir: Eski “toplumsal yapı” farklılaşır. Ve… bu süreç devam eder!
Tüm toplumların siyaseti/ din anlayışı/ hukuk sistemi, tümüyle var olan bu iktisadi yapıya göre oluşur.

2. Türkiye de değişiyor! Bir “aydınlanma/ çağdaşlaşma” projesi olarak kurulan Cumhuriyet, tarihin akışında kendi zıtlarını da besleyerek gelişmiştir. 1946’da “Toprak Reformu”na karşı çıkan iktisadi güçler, 1950’de iktidara gelmiştir. Türkiye 1930’larda başladığı sanayileşme hamlelerinin sonucunda, devlet eliyle özel sektör sermaye birikimini yaratmış, 1960’larda kapitalist üretim biçimine geçebilmiştir. 1950’lerde toprak ağalığından “ticaret burjuvazisi”ne sıçrayan “özel sermaye”, “planlı ekonomi” ile birlikte “büyük burjuvazi”yi oluşturmaya başlamıştır.
Türkiye, 1980’lerde tarihinde dönüm noktası olabilecek iktisadi yapı değişikliğine gitmiştir. Büyük burjuva sınıfı yanında, “Anadolu Sermayesi” yaratmak amacı ile “dünün esnafından bugünün özel sektör sermaye sınıfı” yaratma politikaları uygulanmıştır.

3. 1980’lerde başlayan “esnaftan özel sektör sermaye sınıfı yaratma” süreci yeni tamamlanabilmiştir. Nicel değişim nitel değişimi doğurmuştur. Büyük sermayeye eklemlenebilen ama ayrık olan, ideolojik olarak büyük sermayeden farklı çıkarı ve bakışı olan yeni bir sınıfla karşı karşıyayız. Bu yeni sermaye sınıfı esnaflığın genetik güdüsü ile doğası gereği “muhafazakar”dır.

4. Kitle partileri, geniş oy tabanına sahip olsalar da dayandıkları bir temel sınıf vardır. Çıkar gruplarının oyları ile iktidar olan parti, devlet adına ülke yönetirken, aslında dayandığı ekonomik ve politik gücü olan sınıfın çıkarlarını koruma eğilimindedir.
Bu iktisadi gelişme çizgisi içinde Türkiye’de de hukuk ve siyaset, “tek parti” biçiminde DP – AP – ANAP – DYP – AKP siyasi oluşumu ile şekillenmiştir.

5. Yerel ve muhafazakar bu yeni sermeye sınıfı büyük burjuvazinin antitezi olarak AKP’nin temel tabanı olmuş ve “yönetme erki”nden pay istemeye başlamıştır. İktisadi yapı siyaseti, siyaset hukuku biçimlendirmektedir. Muhafazakar ve feodal yapıdan gelen ideolojisi gereği, uzun eğitimli tüm meslekler/ üniversiteler/ 2220 yıllık (M.Ö.209) bir Ordu itibarsızlaştırılmaya başlanmıştır.
Ülkenin değişim ve dönüşümü budur!