Devlet ve Hükümet – II

Devlet ve Hükümet – II

“Bilene aşikâr/ cahile ağyar”

17 Haziran 2011 günlü yazıdan devamla…
Temel soru şu: Devlet kavramı nedir? Devlet kavramı tarihsel süreç içinde neye göre ve nasıl değişmiştir? Devlet ve hükümet arasında nasıl bir ilişki vardır? Parlamenter demokrasi/ ekonomik sistem/ ekonomik yapı ile devlet ve hükümet kavramları arasındaki gelişen ilişki nedir?

1. Devlet, tanımlanmış bir coğrafyada (ülke) yaşayan insan topluluğunun (ulus), ortak çıkarlar içinde ve egemenlik/ bağımsızlık temelinde oluşturduğu siyasal örgütlenmenin adıdır. Hükümet bu siyasal örgütü yönetme erkidir. Devleti yönetecek olan(lar)ın kim(ler) olacağı ve bu yetkiyi nerden ve nasıl alacakları iktisadi yapı ile ilgilidir. Yönetilenlerin konumu ve rolü de toplumun gelişmişlik göstergesidir. İnsanlığın gelişimi, devleti yönetme erkinin nasıl geliştiğiyle paraleldir. Toplumun iktisadi yapısı ve üretim biçimi geliştikçe, ülkenin yönetilme biçimi de gelişmektedir. İktisadi karar alma sürecinin yaygınlaşması/ sınıfsal yapının üretimde hakimiyetinin artması, yönetme erkini de yaygınlaştırmaktadır.

2. Üretimin yasaları, daima yönetimin de yasalarıdır. Tarihsel süreç göstermiştir ki, toplumlarda yönetme erki, iktisadi güçlerce bölüşülmüştür.

3. 18. yy.ın ortalarında başlayan “sanayi devrimi” insanlığın kaderini değiştirmiştir. “Krala bağlı aristokratlar” yerine, “sermayesine bağlı burjuva sınıfı” oluşmuştur. Sanayi devrimi büyük kitlesel üretimi başlatmış, “üreten”, ücretli emeğin sahibi işçi sınıfını doğurmuştur.

4. Üretmek ve kar etmek için burjuvazinin dine gereksinmesi kalmamıştır. Üretimin yeni biçimiyle birleşince, Aydınlama Devrimi’nin ışığı parlamıştır. Üretimin genelleşmesi, yönetme erkinin de genelleşmesini gerektirmiştir. Hükmetmenin referans kaynağı din değil, geniş ve kitlesel üreten toplumsal sınıflardır. Laik düzen böyle doğmuştur. İşçi sınıfıyla birlikte, krala ve aristokrasiye karşı gelen burjuva sınıfı, tarihin yeni bir sayfasını açmıştır: Toplumda “eşit haklara sahip yurttaş”, “insan ve yurttaş hakları”na dayalı “hukuk” sistemi doğmuştur. Gelişmeler, yönetme erki yurttaşlara dayalı “parlamento” düzenini getirmiştir. Hükümet parlamento içinden çıkmaktadır.

5. 20. yy.ın ikinci yarısı göstermiştir ki, “gelişmiş ülke” tanımlamasında yer alan ülkelerde, ülke yönetimlerinde artık yalnızca “parlamento” değildir, yönetme erkine sahip olan. “Demokrasi”nin sınırları genişlemiş, devleti yönetme erkindeki hükümetin “erk” alanı buna paralel olarak daralmıştır. “Herkes için aynı” olan hukuk kurumları, şeffaflaşan devlet kurumları, sivil örgütler, görsel ve yazılı iletişim kurumları, üniversiteler, vb. kurumlar da toplumsal anlamda devleti yönetmede demokratik söz sahibi olmuşlardır. Zaten gelişmiş ülke olmanın adı da budur! Yoksa gelişmişlik, yalnızca ulusal gelir büyüklüğü ile ölçülmüyor!

6. Türkiye’nin sorunu buradadır: Hükümet etme erki yalnızca Parlamento’nun çoğunluğuna ve kişilere bağlı olmaktadır.
Gelişmiş demokrasiyi sindiremeyenler, ülkeyi çağdaşlaştıramazlar.

Aşikâr: Açık, belli.
Ağyar: Başkaları, yabancılar.