İktisadi Krizler, Sınıflar, Hıdrelez

İktisadi Krizler, Sınıflar, Hıdrelez

“…/ Ne bir haram yedi ne cana kıydı/
Ekmek kadar temiz su gibi aydı/
Hiç kimse duymadan hükümler giydi/
Yiğidim aslanım burda yatıyor/…”

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Temel soru şu: Kapitalizmin ve işçi sınıfının doğuşu arasındaki ilişki nedir? Kapitalist sistemde iktisadi krizlerin ve etkilerinin bedellerini kimler öder? İktisadi olan krizlerin politik ve toplumsal yıkımlarının ölçüsü nedir?

1. İnsanın 2,5 milyon yıllık Homoeractus/ homosapiens gelişim çizgisinden bu yana, tarihte ilk kez 18.yy ortaları İngiltere’sinde çok önemli üretim dönüşümü yaşanmıştır. İnsanlığın “üretim biçimi”ni değiştiren makineleşmiş sermayeye dayalı kitlesel büyük çaplı üretim başlamıştır. Bu üretim biçimi, paralel bir toplumsal ve iktisadi gelişme ile “evvelsi günün (köleci toplum) kölelerini = dünün (feodal toplum) toprağa bağlı serflerini (maraba) = bugün ücretli emek”e dönüştürmüştür. Tarih sahnesinde ilk kez üreten insanının kendisi “özgür”, emeği “pazarda bir mal gibi satılan emek” olmuştur. İşte çalışan/ üreten sınıfın = “işçi”nin doğması ile kapitalist üretim biçimi ve kapitalist sistem oluşmuştur.

2. Kuşkusuz, üretimde beyin gücünden (beyaz yakalı) ve kas gücünden (mavi yakalı) başka geliri olmayan işçilerin doğal müttefiki diğer emekçi sınıflardır: Küçük sermayesi ve kendi kol gücü ile çalışan “esnaf” ve küçük arazisinde kendisi üretim yapan “köylü” sınıflarıdır. Ancak tarihsel süreçte, kendini değil, küçük sermayesini koruma derdindeki esnaf ve köylü sınıfları, işçi sınıfı ile dayanışma yerine, muhafazakarlaşıp karşı saflarda yer almışlardır.

3. Kapitalizm adaletsiz doğası gereği “iktisadi kriz”lere gebedir! Her krizin bedelini öncelikle üreten eller/ beyinler öder: İşsiz/ örgütsüz/ yoksul kalırlar. Günümüzde de küreselleşme, emeği ucuzlatıp güvencesizleştirmektedir. Gelir dağılımı adaletsizliği her gün çalışan/ üreten aleyhine gelişmektedir.

4. Emperyalist tehdit altındaki ülkelerin kalkınma-gelişme süreci emekçiler aleyhine acı deneyimlerle doludur. Nitekim 1960 sonlarının Türkiye’sinde ülke yönetenler, emeğin/ üretimin/ ulusallığın/ demokrasinin doğal savunucusu olan aydınları ve gençleri yok etme çabası içinde olmuşlardır. Ekonomiyi yönetemeyen Hükümet 10 Ağustos 1970’te büyük devalüasyon ve istikrar önlemleri almıştır, ama 12 Mart 1971 askeri darbesini engelleyememiştir.

5. Darbeyi önleyemeyenler, bir “hıdrellez” sabahında, yürekleri ASLAN, ülkesine İNAN’nanları yok etmek istemişlerdir. Oysa dünya var oldukça emekten yana olan DENİZ’ler dünyamızı saracak, yaşamın kaynağı olmaya devam edecektir.