İnsan Kalitesi ve Toplumsal Gelişim – II

İnsan Kalitesi ve Toplumsal Gelişim – II

“…/Damdan dama uzatırlar sırığı/
Üzüm deyi koparırlar koruğu/…”
Halk Türküsü- Çorum

(13.7.2012 günlü yazımdan devamla…)
Temel soru şu: Türkiye’nin iktisadi ve sosyal gelişiminde insan unsurunun önemi nedir? Kalkınma için insan niteliği ne olmalıdır? Nasıl bir “insan malzemesi” Türkiye’nin ulusal ve uluslararası alanda yükselmesini sağlar? Türkiye’yi bekleyen gelişme tuzağı nedir?

1. Her topum sahip olduğu insanların nitelikleri kadar gelişir. Aslolan insan sermayesidir! İnsanları bilgide/ bilinçte/ üretmede/ çalışmada/ insan haklarında donanımlı olan toplumlar tarihte öne çıkarlar. Aydınlanma Devrimi yaşayamamış bütün toplumlar, tarihsel gelişimde “Orta Gelişmiş Ülke” sıralamasında takılıp kalmaktadırlar. “Gelişme sorunu” yaşayan tüm ülkeler bunu göstermektedir.

2. Genç Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’dan kötü bir insan sermayesini miras almıştır: Nüfusun yüzde üçü okuryazar, okullaşması yok denecek kadar az, üniversitesi olmayan, subaylarının dışında nitelikli eğitim almamış, dört bin yıllık geleneksel tarım dışında mesleksiz bir nüfustan bir “çağdaş ulus” yaratma çabasıdır, Cumhuriyet Aydınlanması!

Bu Cumhuriyet, çağdaş bir toplum yaratmak/ tüm olumsuzlukları tersine çevirmek için insanına yatırım yapmıştır. Ekonomide sanayileşme, kırsal kalkınma, kentleşme/ eğitimde Türk alfabesi, okuryazar seferberliği, okullar, Üniversiteler, Köy Enstitüleri/ çağdaş hukuk devleti/ anayasal laik düzen, vb. bu Aydınlanma’nın eseridir.

3. Ne var ki çok partili rejime geçtikten sonra, gelen iktidarların bu temel kaygıyı taşımadıkları gözlenmektedir. Tıpkı diğer gelişmekte olan ülkelerle gibi, ne çağdaşlaşma hedefleri, ne de çağdaş insana yatırımları yeterlidir. Siyasetin/ hukukun/ eğitimin insanlaşması hedefi gün be gün gerilemektedir. Bireylerin sorgulayıcı bilinci yok edilmekte, toplum çaresizliğe ya da aç gözlü paracı değerlere yönlendirilmektedir. Bu da yoksullarda sadaka yardımını, bazılarında kamu kaynaklarını talanı hak kabul ettirmektedir.

4. Toplum olarak, her alanda bilim ve uzmanlık önemsenmemekte, eğitimin her aşaması çağdaşlıktan uzaklaştırılmaktadır. Okullar din baskıcı ve analitik düşünemeyen gençliğe odaklı, üniversiteler işlevsiz-suskundur.

5. Hukuku/ parlamentoyu/ medyayı kontrol edebilen, laik demokrasiyi tartışma yapan siyasal görüş, bir yandan kamuda donanımsızlara karar yetkisi vermekte, diğer yandan tüm koşulları ile bireyleri ve toplumu muhafazakarlaştırmaktadır.
Muhafazakarlaşan toplum geri kalır, sömürülmeye yatkındır!
Köleler üretir efendiler kazanır, işçiler üretir başkaları kar eder!

6. Çağdaşlaşma bilincine ulaşamamış toplumda, ulusal gelir ancak “orta gelir” düzeyine kadar yükselir. Türkiye bu konuda tipik ülkelerden biridir: Seksen yılın iktisadi birikimi ve 2001 “iktisadi önlemleri” ile dünyanın ilk yirmi ülkesi arasına giren, iktisadi rakamları güçlü gözüken ülke, “orta gelir tuzağı”na takılıp kalacaktır.
Böyle giderse durum, suyun aşağı aktığı kadar aşıkardır.