Kadın ve Hakları

Kadın ve Hakları

“…/ Söyleyin anama anam ağlasın/
Babamın oğlu var beni neylesin/…”
Kırşehir Türküsü

Temel soru şu: Kadının toplumdaki yeri nedir? Sınıfsal temelli bir bakışla kadın, yaşamda nerededir? Doğal/ toplumsal yaşamda yer alma hakkı, kadınlarda nasıl kısıtlamaya dönüşüyor? Kadın olmanın toplumsal yaşamda temel sorunu nedir?

1. Birçok kültür ve uygarlıkta bir “Ana Tanrıça” kültü ile karşılaşılır. Anadolu’da yapılan kazılar, Ana Tanrıça figürünün M.Ö. 6500 – 7000′lere kadar dayandığını göstermektedir. Analığı, üremeyi, dişiliği, hayatın sürmesini ve dolayısıyla bereketi simgeleyen ana tanrıçanın Anadolu’daki adı Kubaba/ Kibele’dir. Başlangıçta “kadın”ının Tanrıça düzeyinde önemi vardır.

Sonra tanrılar “erkek” olmuştur…

2. Egemen üretim biçiminin değişmesi tanrıları erkekleştirmiştir. “Mülkiyet” oluşmuş, “köleci üretim biçimi” geçerlilik kazanmıştır. Kadın aklıyla değil, fiziki yapısıyla mülkiyete konu olmuştur. Bugün kadının temel sorunu hala değişmemiştir: Mülkiyete konu olmak ve özgürleşememek!

3. Köleci üretim biçiminden feodal ve kapitalist üretim biçimlerine geçilmiş, toplumlar gelişmiş, ama “mülkiyet” konusu değişmemiştir. Hala toplumu oluşturan bireyler, “insan türünün diğer yarısı” olan “kadın”ı farklı algılamaya devam etmektedirler: Kadını erkeğin tamamlayıcısı ve erkeğe sunulmuş bir varlık olarak görmektedirler. Bilinçteki mülkiyet olgusu devam etmektedir.

Dinlerde de durum budur, tarikat ve cemaatlerde ise daha belirginleşmektedir.

4. Sınıfsal temelli bakıldığında, çalışan kadın erkek egemen söylemli bir toplumda, ayrıca sömürülmektedir. Çünkü toplumsal gelenekler kadına “ev işleri”ni yapma sorumluluğu yüklemektedir. Toplumsal eğitim erkek çocuğu korur/ “mülkiyet”i aşılarken, kız çocuğa başka bir eğitim vermekte ve bireysel-ailesel ev işlerini kadının yapmasına yönlendirmektedir. Mülkiyet, üzerinde tasarruf hakkı demektir. Toplumsal anlayış olarak babaya/ erkek kardeşe/ sevgiliye/ kocaya bağımlı ve mahkum kadın tiplemesi geçerlidir. Kimi erkekler bırakın “eşi”, “ayrıldığı eski karısı” üzerinde “mülkiyet hakkı” iddia etmektedirler. Toplum tarafından beslenen fiziki güç, kontrol edilmeyen saldırgan fiziki güce dönüşebilmektedir.

5. Konunun bir başka boyutu, tarlada, fabrikada, büroda, kendi işinde çalışan kadını iki tür sıkıntı beklemektedir: Ya çalıştığı ortamda “kadınca duyarlılık” yerine “erkek gibi olma” rolü beklenmektedir, ya da kadının kendisi “kadın olmak”tan uzaklaşmaktadır.

6. Kadının kurtuluş kavgası, tarihsel ve toplumsal gelişimde “özgürleşme” sürecidir. Bu yol özgür düşünceli, türünün diğer yarısı kadını mülk saymayan erkeklerle, kendisini ve kızını “özgür düşünceli” yetiştirebilen kadınlarla gerçekleştirilecektir.

7. Sorun “kadın hakları” değil, “analık hakkı” dışında “insan hakları”dır. İnsanlaşmak donanım gerektiren zor bir süreçtir.