Politikacı ve Sivil Örgütler

Politikacı ve Sivil Örgütler

“Kalktı göç eyledi Avşar elleri/
Ağır ağır giden eller bizimdir/…”
Dadaloğlu

Temel soru şu: “Zaman”a anlam katan nedir? Yeni yıla hangi değeri yüklüyoruz? Niye kutlarız yeni yılları?

1. Demokrasinin bir gelişimi de bireyi devlete karşı korumaktır. İnsanlığın siyasal anlamda gelişimi, mutlak muktedir “Tanrı-Kral”dan, yönetilenlerin yönetimde söz ve hak sahibi olduğu egemenlik değişimine uğramasıdır. Üretim biçimleri geliştikçe, her şeyin tek belirleyicisi kralın/şahın/padişahın yetkileri aşama aşama elinden alınmış, yönetilen halk yönetimde söz sahibi olmuştur. Demokrasi, kitlesel üretimin yapıldığı/ işçi ve burjuva sınıfının doğduğu kapitalist sistemin ürünüdür. İktidar erkinin dine değil, yönetilenlerin istencine dayanan demokrasinin -soluk alınan hava kadar- olmazsa olmazı da din ve keyfiyetten uzak, laik hukuk düzenidir.

2. Güçler ayrılığına dayalı çağdaş parlamenter demokrasinin bir ayağı da toplumlardaki sivil örgütlerdir. Meslek örgütleri ve/veya gönüllülük esasına dayalı bireyler tarafından oluşturulan sivil örgütler, politik karar birimlerine kendi istençlerini bir yönlendirme olarak bildirirler. Demokrasiyi içlerine sindirmiş politikacılar uygulamalarında bu yönlendirmeleri dikkate alırlar. Böylece ortak aklın sağladığı avantajla uzun dönemli hatalarının en aza inmesi sağlanır. Aksi durumda, sivil örgütleri dikkate almayan politikacıların keyfiliği ile karşılaşılır.

3. Bir ülkenin demokratik ve insani gelişmişliğinde temel ölçütlerden biri de sivil örgütlerin toplumsal yaşamda ve politik kararlarda söz sahibi olabilmesidir.
Diğer yandan asla ve asla dini cemaatler sivil örgüt tanımı ve kapsamı içinde yer almazlar. Dolayısıyla politik ve hukuki kararlarda/ iktisadi örgütlenmelerde belirleyici olamazlar. Eğer dini cemaatler etkinseler, çağdaş anlamda demokrasiden söz edilemez.

4. İşte bir ülkenin demokratik gelişmişliği bu ölçütlere ne denli uyduğuyla doğru orantılıdır. Politikacılar kararlarında kendinden menkul keyfilik taşırlarsa, uygulama sonuçlarının sağlıklılığı kuşku götürür. Politikacıların oy kaygısıyla hareket ettikleri, temel güdüleyici etkenin kısa dönemli bir sonraki seçimi kazanmak olduğu, dayandıkları sınıfın/ grubun çıkarlarını korudukları düşünülürse, alınan kararların uzun dönemli toplumsal refahla ne kadar çelişebileceği ortadadır.

5. Antalya -Türkiye’nin diğer kentleri gibi- bu anlamda olumsuz örneklerle doludur: Kente futbol stadı/ temalı Lara Kent Parkı/ Dokuma Fabrikası’nın değerlendirilmesi/ Kırcami İmar Planı/ vb. yapmayı düşünen politikacılar, hırsları ve çıkar odaklı çabaları ile uzmanlığı/ uzun dönemli kentsel gelişimi görmemektedirler.
Cehaletin verdiği cüretle konunun uzmanı meslek odalarını suçlamak yerine, ilgili Odaların söylediklerini dinlemek, politikacılar ve Antalya için kuşkusuz daha yararlı olacaktır.