Ulusal Bilinç – I

Ulusal Bilinç – I

“Doğanın kitabı… matematikle yazılmıştır.”
Galileo GALILEI

Temel soru şu : Hangi toplumlar, hangi iç dinamiklerle tarih sahnesinde öne çıkmışlardır? Bugün dünyaya yön veren ülkelerin son üç yüz yılındaki temel dönüşüm unsurları nelerdir? Gelişme dinamiği ya da gelişmişlik ölçüsü yalnızca yaratılan sermaye birikimi midir? Gelişmiş devletin oluşumunda toplumun ana gücü nedir?

1. İnsanlık, aklın özgürleşmesi ile ilerleyebilmiştir. Ancak düşünce özgürlüğünün olduğu ortamlarda toplumlar gelişebilmiştir. İnsan aklını, düşünebilmeyi, düşünme ve düşünce özgürlüğünü kısıtlayan/ sınır koyan toplumlar, çağlarında geri kalmışlardır. Böyle toplumlar her zaman gelişmiş toplumların “insan ve hammadde malzemesi” olagelmişlerdir.

2. Tarih bize göstermektedir ki, iktisadi güçlerin gelişimi ile insan aklının sorgulayıcılığı paralel giderse, ülke güç kazanmaktadır. Aksi durumda koskoca imparatorluklar bile çürüyüp tarihin raflarına itilmektedir. 15. yy.da Çin’in “kağıt, barut, pusula” keşiflerini üretimde kullanabilen kimi Avrupa devletleri sermaye birikimlerini artırmışlardır. Kiliseyi arkalarına alan feodal sınıf, dini kullanarak uluslararası sömürüyü gerçekleştirebilmiştir. Soylular zenginleşmiş ama halkın yoksulluğu değişmemiştir. Kural bugün de aynıdır! Din, insanları ve ülkeleri sömürmenin ana malzemesi olmaktadır.

3. Ne var ki dini kullanarak, kaba güçle (sömürü ile) edinilmiş servetleri üretime sermaye yapamayan toplumlar gerilemiş, “üretimi temel – sorgulayıcı aklı özgür” kılan toplumlar ilerlemiştir.

4. Kilise’nin “Dünya merkezli” dini görüşüne karşı, M. Kopernik (1473–1543) “Güneş merkezli” “doğru” sistemi aklın özgürlüğü ile söyleyebilmiştir. G. Galilei (1564-1642) Kopernik sistemini ispatladığı için Kilise’nin hışmına uğramıştır. Ama kuşkucu insan aklı sorguladıkça, Kilise gerilemiş, “Aydınlanma Devrimi” insanlığın ufkunu aydınlatmıştır. Sanayi Devrimi’nin bu ortamda ve Aydınlanma Devrimi’ni yaşamış toplumlarda oluşması tesadüf değildir.

5. Aydınlanma Devrimi, güce ve dine dayalı imparatorlukların yıkılmasını getirmiştir. Aydınlanmanın ışıltısı ile imparatorluklardaki “kral-soylu-din adamı” üçlüsüne dayanan mutlak egemen sınıfların yerine, halkın da sınıfsal güçlerinin ve bireyselliğinin önem kazandığı bir yapı oluşmuştur.
“Kral-soylu-din adamı” üçlüsünün çıkarı yerine, tüm toplumun çıkarı anlam kazanmıştır. Devlet içinde herkesin “insan hakları/ evrensel hukuk/ eşitlik” ilkelerine dayalı, yönetimde söz hakkı olan “yurttaşlık” hukuku oluşmuştur. Ülkenin yönetimi, “Tanrısal yetki” yerine, “halkın yetkisi” ile gerçekleşir olmuş, “parlamenter demokrasi” sistemi doğmuştur. İnsanlık tarihinde ilk kez “etnik ya da dini kimlikler” yerine “özgür yurttaş” kimliğine dayalı “ulus bilinci” doğmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin “1923 Aydınlanması” Aydınlanma Devrimi’nin bu topraklardaki güneşidir! “Gençliğe Sesleniş” de “ulus bilinci”nin manifestosudur! Elbette sorgulayıcı akıl sahipleri için…

(Devam edeceğim…)