Ulusal Bilinç – II

Ulusal Bilinç – II

“Dahleden dinimize bari müselmân olsa.”
Mehmet Bahayî Efendi

10.2.2012 günlü yazımdan devamla…
Temel soru şu : Gelişmişlikle “ulusal bilinç” arasında kuvvetli bir bağ var mıdır? Ülkemizde bugün uygulanan ekonomi politik gelişmeler, Cumhuriyet Aydınlanması’nın kazanılmış değerlerini ve “ulusal bilinci” zayıflatma yönünde çabalar mıdır?

1. İnsanlık tarihi, diyalektik olarak, gelişmeye ve ilerlemeye dönük çabalarda bulunan ile var olan durumu korumak/ bir önceki alt duruma indirgemek isteyen iktisadi güçlerin çarpışmaları ile gelişmiştir. Diğer deyişle her zaman tarih ırmağının önünü açanlarla akışını engelleyenlerin savaşımı olagelmiştir. Toplumun ilerlemesini engellemek isteyen iktisadi güçler, sürekli olarak bulundukları toplumda dini inancı/ etnik kimliği kullanmışlardır. Bugün dünya üzerindeki ülkelerin gelişmişlikleri, anılan savaşımın göstergesidir.
Aydınlanma ve Sanayi Devrimleri, bireylerin yalnızca o ülkenin bireyi olmanın verdiği hak ile toplumda bir bütün olarak aidiyet (kimlik) bulduğu “yurttaşlık” ve “ulus bilincini” doğurmuştur. Başka bir kimliğe (dini ya da etnik) gerek duyulmaz. Gelişmişlik ile ulus bilinci arasındaki ilişki öyle kuvvetlidir ki, bugünkü gelişmiş tüm ülkeler gelişmişliklerini bu bağ ile başarmışlardır.

2. Cumhuriyet Aydınlanması Türkiye’de “yurttaşlık” ve “ulus bilinci” sağlamaya dönük çabanın adıdır: Çağdaş, demokratik, laik hukuk sistemine dayalı bir devlet. Kuvvetler ayrılığına dayanan, özerklikleri tanımlanmış Cumhuriyet kurumları, güvence altına alınmış birey ve yurttaşlık hakları, ifade özgürlükleri, düşünce özgürlüğünün her sınıf ve birey için var olduğu siyasal ve ekonomik ortam, devletin işleyişinde olmazsa olmaz temel kural olacaktır.

3. Tarihin akışını tersine çevirme, ülkeyi bu çağdaş gelişme yolundan döndürme çabasındaki iktisadi ve sosyal güçler -yazık ki- bir süredir politik olarak egemen olmuşlardır. Ulusal kimliğe sıkı bağlı kalmak istemeyen entelektüeller de buna destek vermektedirler. Ülke başka bir mecraya yönlendirilmektedir.
Gelişmeler, adeta Cumhuriyet’le hesaplaşıldığı kaygısı doğurmaktadır.

4. Demokrasinin temel kuralları, çoğunluk diktası/ kanun devleti/ devlet yönetiminde din referansı/ düşünce ve ifade kısıtlaması/ hak bastırılması/ keyfi yönetimin olmamasıdır, Hükmedenin her şeyi kontrol etmemesidir! Bugün ülkede bu temel kuralların hepsinin çiğnendiği gözlenmektedir. Oyun kötü oyuncularla oynanırsa, oyun olmaktan çıkar! Takım oyunu olan demokrasi kötü oynandığında, ülke oyuncularla birlikte çöker.

5. Tümüyle ve korumasız olarak dışa açılmış bir ekonominin geldiği sonuç, Cumhuriyet tarihinin en büyük cari işlemler açığı ve dış borçtur. Sermayenin yeniden dağıtılması, sanayici ve tüccar sınıflarının kontrol edilmesi, diğer sınıfların seslerini duyuramaması, demokratik örgütlenmenin işlevsizleştirilmesi, ifade özgürlüğünün engellenmesi, laik hukuk yerine kanun devletinin yaygınlaşacağı kaygısı, eğitimin kişiliksizleştirilmesi/ gençlerin kimliksizleştirilmesi, çağdaş düşünce yerine dinin referans gösterilmesi, etnik kimliklerin öne çıkarılması, medyanın kontrol edilir olması, yurttaş kimliğini ve ulus bilincini örselemektedir.